Zamanın Bendi
Zamanın Bendi 12 Temmuz 2001 Sabahın ilk ışıkları Zeyrek’teki atölyemin yüksek pencerelerinden süzülürken, havada asılı duran o ince toz zerrelerini izleyerek içiyorum ilk kahvemi. 42 yaşındayım; insanın hem geçmişin ağırlığını hem de geleceğin telaşını aynı anda hissettiği o garip, tekinsiz eşikteyim. Hayatım, bu atölyenin rutubet kokan ama bana dünyanın en görkemli kütüphanesi gibi gelen duvarları arasında akıp gidiyor. Fatih’teki bu dükkân benim sığınağım. Raflarda dizili duran onlarca numune; Anadolu’nun kalbinden sökülmüş taş örnekleri, Roma’nın vakur mermer parçaları, Osmanlı’nın yanık tuğlaları... Her biri benim için soluk alıp veren birer organizma. Masamda duran bistürilerim, büyüteçlerim ve farklı sertlikteki fırçalarım ise tek gerçek dostlarım. Bir yüzeyi temizlemek için saatlerce, bazen günlerce uğraşırım. O kalsifiye olmuş sert tabakanın altından yüzlerce yıl önceki ustanın el izi çıktığında, parmaklarım o izle buluştuğu an... İşte o an takvimler susuyor, bulunduğum yılı u...