Nykos
I. BÖLÜM: Nykos’un Sağır Sessizliği
Nykos’un öğle sıcağı, insanı sadece terletmez; aynı zamanda sustururdu. Ege’nin tuzuyla kavrulmuş rüzgâr dar sokaklardan geçerken, sanki birilerinin fısıltısını taşıyor ama kimse o fısıltıya kulak asmaya cesaret edemiyordu. Roma’nın bu uzak ama gururlu eyaletinde düzen, her şeyin üzerindeydi. Statüko, mermer kadar sert ve değişmezdi.
Kyra, pazar yerinin en uç köşesinde, bir incir ağacının gölgesinde oturuyordu. Önündeki sergide ne mermer işlemeler ne de pahalı şaraplar vardı; sadece kurumuş dağ kekikleri, bir miktar kükürt ve kimsenin adını bilmediği acı kökler... Şehirde ona "Şaman" demiyorlardı. Roma yasalarına göre "kâhinlik" ve "büyücülük" devletin temellerini sarsacak kadar tehlikeli işlerdi. O, halkın gözünde sadece **"Otacı Kadın"**dı; geceleri rüyasında gördüğü ağrıları gündüzleri otlarla dindiren, toplumun kıyısında yaşayan bir gölge.
Ancak Kyra’nın bir yeteneği vardı: Gözlerini kapattığında, sadece olanı değil, eksik olanı da hissederdi.
Nykos, "eksiklikler" üzerine kurulu bir şehirdi. Meydandaki büyük agoraya her gittiğinde, o devasa mermer kaidenin yanından geçerken Kyra’nın midesine bir kramp giriyordu. Kaide oradaydı, heybetliydi; ama üzerinde olması gereken o heykel yoktu. Sanki birisi şehrin göğüs kafesinden kalbini sökmüş, yerini de soğuk mermerle sıvamıştı.
Kral Philippos’un elli yıl önce verdiği o emir, bir kılıç darbesinden daha kalıcı olmuştu: Damnatio Memoriae. Bir ismin, bir yüzün ve bir geçmişin tüm kayıtlardan silinmesi... O günden beri bu şehirde tek bir isim bile telaffuz edilmemişti. Gençler o boş kaidenin sadece bir "süs" olduğunu sanıyor, orta yaşlılar oraya bakmamayı çoktan öğrenmişti. Yaşlılar ise, sokaklardan bir mermer yontma sesi yükseldiğinde hâlâ görünmez bir el boğazlarını sıkıyormuşçasına irkiliyorlardı.
O gün Kyra, her zamanki sessizliğini bozan bir şey fark etti. Kalabalığın içinde, yaşından beklenmeyecek bir diklikle yürüyen ama gözlerinde elli yıllık bir yorgunluğu taşıyan bir adam: Vardas.
Vardas, şehrin en eski dokumacı dükkânlarından birinde çalışan, kimselere karışmayan bir ihtiyardı. Ama o gün Kyra’nın yanından geçerken durmadı; sadece bakışlarını Kyra’nın tezgâhındaki o "yasaklı" bitkiye, ölülerin ruhunu yatıştırdığına inanılan asphodel çiçeklerine dikti.
Adam konuşmadı. Sadece bir anlığına duraksadı ve Kyra’nın hissettiği o devasa boşluğa, o çıplak kaideye doğru çok kısa, neredeyse görünmez bir selam verdi.
Kyra o an anladı: Bu adam unutmamıştı. Ve o adamın içindeki bu "hatırlama" arzusu, Nykos’un sahte huzurunu yakıp yıkacak kadar sıcaktı.
"© 2024-2026, Nisa Nur K. Tüm hakları saklıdır. Bu adreste paylaşılan içerikler izinsiz kopyalanamaz ve paylaşılamaz. İzinsiz kullanım durumunda yasal yollara başvurulacaktır."
Yorumlar
Yorum Gönder